Vahiy Nedir ?

Allah’ın dilediği şeyleri peygamberlerine, rüya ilham, kitap, melek gönderme gibi yollarla bildirmesine vahiy denir.

Peygamberler kendilerine bildirilenin Allah’ın vahiyi olduğunu, kendilerine mahsus bir takım belirtiler, deliller ve mucizelerle kesin olarak bilir, vahiy yoluyla gelen zaruri ve İlahi ilmi öğrenirler. Hem Allah’ın bu şekilde bildirmesine (peygamberlerine bilgi ve emir ulaştırmasına) ve hem de bildirilen şeylere vahiy denir.

Kelimenin Arapçadaki sözlük anlamları, kelam, kitap, yazı yazmak, elçi göndermek, ilham, bildirme, emir, işaret, teshir, bir şeyi gizlice bildirme, bazı hususi maksatları duyurma, bir işte sürat gösterme v.b.’dir. Kelimenin din dışı kullanılışında “süratle ilham etme”, “ani, gizli ve süratli telkin” anlamı galipdir. “Allah tarafından peygamberlere gönderilen İlahi kelam ve haber” manası dışındaki genel kullanılışında vahiyin muhatabı yalnız peygamberler, hatta yalnız insanlar değildir; bal arısı, yer ve gök, melek ve şeytan da vahiye muhatap olmuşlardır. (Nahl 68-69; Fussilet, 11-12; Enfal, 12; Necm, 10; Enam, 112-121). Yani Allah’ın Hz. Musa’nın annesi gibi peygamber olmayan insanlara, melek ve şeytana hayvanlara ve cansız varlıklara da vahiy kelimesi ile ifade edilen, bir hususu bildirmesi, ilham etmesi, işaret etmesi, teshiri v.b. bahis konusudur. Ancak terim olarak vahiy, Allah’ın peygamberlerine bildirmesi ve bildirdikleri demektir. Şura Suresi (42. Sure)’nin 51. ayetinde Cenab-Hak: (Ya) bir vahiy (rüya veya ilham) ile, ya bir perde arkasından, yahut bir elçi (melek) gönderip de kendi imiyle dileyeceğini vahyetmesi dışında Allah hiçbir insanla konuşmamıştır. Şüphesiz ki O, çok yücedir, mutlak bir hüküm ve hikmet sahibidir.” buyurmaktadır.

Buna göre peygamberlere vahiy şu dört yoldan biri ile gelmiştir:

Gerçek ve temiz rüya: Bu ilahi ilhamın bir yoludur. Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmesi ile ilgili vahiy bu kabildendir. Peygamberliğin başlangıç safhasında ekseriyetle bu yolla vahiy verilmiştir. İlahi vahyin mehabetine beşer kuvvetinin en kolay tahammül edebileceği bir yoldur. Hz. Peygamber Efendimize de peygamberliğinin başlangıcında bu yolla vahiy tecelli etmiştir. Rivayete göre rüya yoluyla vahiy 6 ay kadar devam etmiştir. Rüyada gördüğü şeyleri aydınlık bir sabah gibi parlak bir şekilde hatırlar ve bunlar aynen olurdu.

İlham yolu: Cenab-ı Hakkın dilediğini kulunun kalbine ani bir tesirle ilham edip koymasıdır. Bu yolla vahiy uyanıklıkta tecelli eder, arada vasıta veya aracı yoktur. Buna vahiy-i hafi (gizli vahiy) veya vahiy-i gayrı metluv (kelimeler halinde okunup telaffuz edilmeyen vahiy) denir. Peygamberler bu yolla aldıklarını kendi ifadeleriyle dile getirirler. Bunların manası İlahi; lafzı, beşeridir. Hadis-i Kudsi’ler bu yolla bildirilmiştir.

Kitap veya “bir perde arkasından duyulan sözler": Cenab-ı Hak, peygamberlerine, dilediği kelimeleri, arada vasıta olmaksızın işittirir ve yazılı kitap (levha) halinde indirir. Bu esnada Cenab-ı Hakk’ın Zat-ı Uluhiyet’i görülemez. Hz. Musa’nın Tür Dağı'nda mazhar olduğu vahiy-i İlahi (Allah’la konuşması) bu türdendir. Tevrat’ın levhaları da bu yolla yazılı olarak birden indirilmiştir.

Melek gönderme: Cenab-ı Hakkın bildirmek istediklerini vahiy meleği (Cebrail) vasıtasıyla göndermesi ve bildirmesidir. Vahiy meleğinin geliş ve vahiyi getiriş halleri de çeşitli şekillerde olurdu. Buna vahiy-i metluv (İlahi emirlerin, bildirilerin melek tarafından tilavet olunduğu, okunduğu vahiy) denir ki mana da, lafız da Allah’tandır. Dini bir terim olarak vahyin en meşhur manası, bu vahiy-i metluv tarzıdır. Cibril-i Emin, sözlü tebliğlerini getirdiği zaman Peygamber-i Ekber Efendimiz’e çok kere sahabenin seçkinlerinden Dihyetül Kelbi Hasretleri’nin şeklinde (yani bir insan suretinde) görünürdü. Vahiy meleğinin, peygamberlerce kesin ve şüphesiz olarak bilinen özel işaretleri de bu tür vahiye dahildir.

Bütün vahiy şekillerinde, vahyin iki esası olarak görülen gizlilik özellikleri mevcuttur.

Hz. Peygamber, 38 yaşında iken Mekke’de bir takım ışıklar ve parıltılar görülmüş, sesler duyulmuş, fakat bunların ne olduğuna akıl erdirilememişti. 39 yaşında iken olduğu gibi çıkan sadık rüyalar görmeğe başladı ve 6 ay süren bu devrede peygamberliğe alıştırıldı, İlahi vahiyi almaya tahammül gücü geliştirildi, kuvvetlendirildi. Miladi 611 yılı Şubat’ına rastlayan Ramazan ayının 15 ve 16. cumartesi ve pazar gecelerinde Cebrail, Hz. Peygamber’e: “Ey Muhammedi Sen Allah'ın resulüsün!" diye seslenince, Hz. Peygamber ürpererek iki dizi üzerine çöküverdi. Hıra (Nur) Dağı’ndan evine dönünceye kadar yanından geçtiği her taşın, her ağacın “Selam sana, ey Allah'ın Elçisi!” diye kendisini selamladığını duydu. Sağına soluna, arkasına, önüne baktığı zaman taştan ve ağaçtan başka bir şey göremedi. Dağın ortasına geldiği zaman gökten yine bir ses işitti ki: “Ey Muhammedi Sen Allah'ın elçisisin! Ben de Cebrail'im!” diyordu. Hz. Peygamber, başını yukarı kaldırıp baktığı zaman, Cebrail’i insan şekline girmiş olarak ufukta ayaklarını birbiri üzerine atmış vaziyette gördü. Aynı cümleyi söylüyordu. Hz. Peygamber orada durakaldı, ne ilerleyebildi, ne gerileyebildi. Cebrail’e bakakaldı ve Cebrail kayboluncaya kadar oradan ayrılamadı. Evine döndüğü zaman olup bitenleri Hz. Hatice’ye anlattı ve “Beni örtünüz, beni örtünüz!” diye emir verdi. Hz. Hatice O’nun yüzünde o zamana kadar hiç görmediği bir nur gördüğünü, O’ndan o zamana kadar duymadığı bir kokuyu duyduğunu söyledi. Ramazan’ın 27. pazartesi günü seher vakti, yine Hıra’da Cebrail çok güzel bir insan şekline bürünmüş ve güzel kokular sürünmüş olarak Peygamberimize tekrar göründü. Üzerinde sırmalı atlastan çok güzel bir cübbe vardı. Konuşurken sesi göklerden, dağlardan ve ağaçlardan aksediyordu. Hz. Peygamber’e üç kere “Oku!” dedi, üçünde de “Ben okumak bilmem!” cevabını aldı ve her cevaptan sonra O’nu tutup takati kesilinceye kadar sıktı. Sonra Hz. Peygamber, Kur’an-ı Kerim’in kendisine ilk bildirilen ayetleri olarak Alak Suresi'nin 1-5. ayetlerini okudu. Bu ayetlerin ona atlas üzerine yazılmış olarak vahyedildiği de rivayet edilmiştir. Hz. Peygamber, ayetleri alıp yüreği titreyerek evine döndü. Hz. Hatice ile birlikte Varaka bin Nevfel’e gittiler. Hz. Hatice’nin amcasının oğlu olan yaşlı bilgin haniflerden Varaka, Hz. Peygamber’i destekledi. Bundan kısa bir müddet sonra vahiy kesildi, Cebrail gelmez oldu. Hz. Peygamber bundan çok üzüntü duydu. Dağ başlarında ölmeyi isteyerek dolaşıyordu. Çok sıkıldığı zamanlarda Cebrail görünüp “Sen Allah’ın peygamberisin!" diyerek O’nu teselli ediyordu. Rivayete göre, Cebrail’in gelmediği zamanlarda İsrafil adlı melek de Peygamberimizi ziyaret ediyordu. Fakat Kur’an-ı Kerim, bütünüyle Cebrail vasıtasıyla vahyedilmiştir. Ashap’tan Cabir bin Abdullah’ın rivayetine göre vahyin yeniden gelişi ile ilgili olarak Hz. Peygamber şöyle demiştir: “Bir gün gidiyordum, ansızın gökyüzünden bir ses işittim. Başımı kaldırıp bakınca, Hıra’da bana gelen meleği, gökle yer arasında bir kürsü üzerinde oturmuş gördüm. Ürpererek yere çöktüm. Eve dönüp, beni örtün, beni örtün, dedim. Bunun üzerine yüce Allah: “Ey örtüye bürünen peygamber! Kalk da sana iman etmeyenleri azapla korkut! Rabbinin ululuğundan bahset! Elbiseni temiz tut. Putperestlik pisliğini bırakmakta devam et!” ayetlerini (Müdessir, 1- 4) indirdi. Artık vahiy kızıştı da ardı arası kesilmedi." Kur’an-ı Kerim 23 senede tamamlanmıştır. En son vahyolunan ayeti Maide Suresi (V. Sure)’nin 3. ayetidir. Bu ayette yenilmesi haram olan etler belirtilir ve içinde: “Bugün kafirler dinini söndürmekten ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dini kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım." cümleleri de geçer. Bu ayet-i kerime Veda Haccı esnasında vahyolunmuştur.

Vahyin belli bir vakti, yeri yoktu. Mesela Hz. Peygamber, bir binek hayvanı üzerinde iken, başım yıkıyorken, sofrada yemek yerken, minberde hutbe okurken.... kendisine vahiy gelmişti. Çeşitli konularda fikri ve kar an sorulduğu zaman da vahiyler gel-miş ve bunların ışığında Hz. Peygamber, fikrini ve kararını belirtmiştir. Vahiy esnasında Cebrail’i bazan sahabelerin de gör-dükleri olmuştur. Umumiyetle insan suretinde görünen Cebrail aleyhisselam, iki defa da Hz. Peygamber’e asli şekli ile 600 ka-nadını parlatarak görünmüştür ki biri peygamberliğinin ilk senelerinde vahiy kesilmesinden sonra Hıra’da, İkincisi Miraç gece-sinde Sidretül Münteha’nın yanında olmuştur. Vahiy, bazen arı vızıltısına benzer seslerin, bazen dehşet saçan bir çan uğultusu veya çıngırak sesinin ardından gelirdi. Bu en zahmetli olan geliş şekli idi. Bu hallerinde en sıcak günlerde bile Hz. Peygamber’in alnından soğuk terler dökülür, hayvan üzerinde ise, hayvan üzerindeki ağırlığa dayanamayarak yere çökerdi. Yanında bulunan sahabeler vahyin ağırlığını hissederlerdi. Maide Suresi geldiği zaman Hz. Peygamber, devesinden inmek zorunda kalmış, Nisa Suresi’nin 97. ayeti geldiği zaman Zeyd bin Sabit, Hz. Peygamber’in dizinin bastırdığı kendi dizinin ve bacağının kırılacağını sandığını söylemiştir. Bu çıngırak ve çan sesine benzer sesin ardından gelen vahiylerde Hz. Peygamber, duyduğu acıdan dolayı öleceğini sandığını söylemiştir. Yolda yürürken vahiy gelince Hz. Peygamber kafileden geri kalırdı. Benzinin atması diğer bir belirti idi. Baygınlığa benzer bir halle kendinden geçtiği olurdu. Bazen de yüzüne kan hücum eder, benzi kızarırdı. Böyle zahmetli hallerde başını bir şeyle veya gömleği ile örterdi. Uyuyan bir kimse gibi derin derin soluk alır, yahut genç bir deve gibi hırıltılı sesler çıkarırdı. Bu gibi hallerin normal beşeri hallerle ve hastalıklarla bir ilgisi yoktur. Beşeri sıfatlarından çıkıp melekiyet sıfatlarına giren En Büyük Peygamber’le Rabbinin konuşmalarıdır. Kur’an-ı Kerim’le ilgili vahiyleri Hz. Peygamber ezberler ve ashabına yazdırırdı, önceleri Cebrail’in tebliğini ezberleyebilmek için telaşlanır ve her kelimeyi birlikte telaffuz etmek üzere dudaklarını kıpırdatırdı. Fakat Kıyame Suresi (75. sure)’nin 16-19. ayetleri geldi ve bundan sonra Hz. Peygamber sadece dinlemekle yetindi.

İsra gecesinde vaki olan Miraç mucizesi, insanoğulları içersinde yalnız Hz. Muhammed’in nail ve mazhar olduğu vahyin en yüksek seviyesidir. Orada Hz. Muhammed’in gördüklerini ve duyduklarını, Sidretül-Münteha’dan ötede Cebrail bile görüp duyamamıştır. Böylece O’nun şahsında insanoğlunun şerefi, en büyük meleklerden bile üste çıkmıştır.

Kur'an’dan olmayan vahiyleri tebliğ etmez, etse bile Kur’an’a dahil etmezdi. Kur’an’ı her yıl Cebrail ile birlikte mukabele ederler-di. Kur’an’ın tamamı, şeksiz ve şüphesiz olarak vahiy yoluyla Cebrail aleyhisselam tarafından bildirilmiş Allah kelamıdır. Gü-nümüze, Peygamber-i Ekber'e indirildiği şekli ile intikal etmiştir. Bu manada vahiy, son peygamber, son din ve son Kitapla kıyamete kadar bitmiştir.

01 / Ağu / 2018